0532 236 87 74
0507 790 81 62

TAHTA PARÇALARI

TAHTA PARÇALARI

Çok ama çok uzun yıllar dünyanın farklı bölgelerinde yaşamış, doğanın güzelliklerine güzellik katmışlardı. Hangisinin yaşı bir diğerinden 100 yıl fazla, hangisinin 50 yıl eksik bilinmezdi. Yeryüzündeki ömürlerini tamamlayıp gövdelerinden elde edilmiş birer tahta parçası olarak, onlara da çok yabancı gelen bir atölyenin rafında bulmuşlardı kendilerini.
Bu tahta parçaları Abanoz, Ladin, Akçaağaç ve Gül ağacından elde edilmişti. Ağaç olarak ömürlerini tamamlamışlardı fakat gövdelerinden elde edilen bu parçalar yaşlı bir ustanın becerikli ellerinde yeni bir hayat kazanacak ve daha uzun yıllar yaşayacaklardı.

Yeryüzündeki yaşamlarında güneşin altın sarısı ışıklarından, yağmurun inci tanesi damlalarından, rüzgârın kimi zaman hoyrat, kimi zaman kadife misali dokunuşlarından bol bol faydalanmışlardı. Onlar da doğaya pek çok katkıda bulunmuşlardı. Öyle ya, ağaçların havayı temizlediğini, toprak kaymasını engellediğini, serinlettiğini, hayvanlara yuva olduğunu ve buna benzer daha pek çok faydaları olduğunu herkes biliyordu. Şimdi ise küçücük bir fidan olarak yerleşip kocaman ağaç oldukları toprak ananın cömert bağrını yeni yetişecek genç ağaçlara bırakmışlardı.

Artık gövdelerinden elde edilen tahta parçaları ile işlenip şekil değiştirerek farklı bir hayata adım atacaklardı ve tabi bu da çok heyecan vericiydi. Yaşayabilmek için farklı iklimlere ihtiyaç duyduklarından başka başka yerlerde yaşamışlar, doğadaki ömürlerini tamamlayıp tahta parçası haline getirildiklerinde bu atölyede buluşmuşlardı. İsimleri, özellikleri birbirinden ne kadar farklı olsa da hepsinin özü birdi.

Bir arada epeyce zaman geçirdiler. Her biri kendisinden ne yapılacağını merak ediyor yeni yaşamına adım atabilmek için sabırsızlanıyordu. Bir gün usta her zamanki saatinden erken geldi atölyeye. Önce çayını demledi. Dumanı tüten bir bardak çayla gelip rafın önünde durdu. Kafasında ince hesaplar yaptığı belliydi. Tahta parçaları heyecanlanmıştı; acaba önce hangisini alacaktı? Yaşlı adam düşündü taşındı ve elindeki bardağı usulca masaya bırakarak rafa uzandı.

Sırayla Abanoz, Ladin, Akçaağaç ve Gül ağacından elde edilmiş tahtaları çalışma tezgâhına yerleştirdi. Raftan birlikte alınmalarına çok şaşırmışlardı. Acaba ustanın kafasında yapmayı planladığı şey neydi?
Usta, çalışma aletlerini düzenlerken kapıdan genç bir adam girdi. Tahta parçaları gibi o da heyecanlıydı. İkram edilen çayı ile tezgâhın yanındaki sandalyeye oturdu ve yaşlı adamı dinlemeye başladı.
Anlatılardan ilk öğrendikleri şey ustanın bu genç adam için bir müzik aleti olan keman yapacağıydı. Ama hangisinden?
Kurduğu her cümleden tecrübe damlayan yaşlı adam yapacağı kemanın her aşamasını uzun uzun anlattı. Kemanın her bölümünde değişik ağaçların tahtalarını kullanacaktı. Bu hepsi için harika bir haberdi; birbirlerinden ayrılmayacaklar, bundan sonra hep birlikte var olacaklardı.
Genç adam ustayı dikkatle dinledi.

Birbirinden farklı olanları bir araya getirerek bütün oluşturmak hatta bunu bir esere dönüştürmek harika bir şeydi.
Genç adam atölyeden ayrılırken ustaya duyduğu hayranlık gözlerinden okunuyordu.

O, atölyeden ayrılır ayrılmaz usta çalışmaya başladı. Ustanın nazik ve okşarcasına çalıştığı her parça ile atölyeye mis gibi kokular yayıldı. Bu, tahta parçalarının henüz ağaçken yeryüzünün tüm güzelliklerini içlerine çekip gövdelerine sakladıkları kokulardı. İnce ince çalışılan her parçayla biraz daha şekil aldılar.

Haftalar sonra ise cilalanıp telleri de takıldığında keman tamamen bitmişti. Usta titizlikle yaptığı kemanı yayıyla birlikte sahibine teslim etmek üzere nazikçe kırmızı kadife kaplı bir kutuya yerleştirdi.
Genç adam teslim alıp yola çıktığında kutuda oldukları için nereye gittiklerini göremediler. Kutu açılıp dışarı çıktıklarında boş bir konser salonuna geldiklerini gördüler. Genç keman sanatçısı kemanını keyifle çalmaya başladığında ise çok şaşırdılar. Bu büyüleyici sesin onlardan yapılmış bir kemandan çıktığına inanamıyorlardı.

Etrafta kelebekler gibi uçuşan minik şeyler gülerek onlara baktı. İçlerinden biri “Merhaba” dedi, “bizler notayız, bundan sonra hep birlikte olacağız. Var olabilmemiz için birbirimize ihtiyacımız var. Yani birbirimiz olmadan pek bir anlamımız yok.”
Notalar onları, onlar da notaları sevmişlerdi. Ayrıca bir keman olmak tahta parçalarının çok hoşuna gitmişti. Günlerce süren provalardan sonra tamamen dolu bir salonda konser verdiler. Konser süresince genç sanatçı yeteneğini ve eğitimini, keman içine sakladığı en güzel tınılarını, dans edercesine savrulan notalar ise çalınan eserin duygularını konuşturuyorlardı.
Konser bittiğinde salondaki tüm izleyiciler sanatçıyı ayakta alkışladılar. Harika bir konser olmuştu. Her şey bitip tekrar kutuya yerleştirildiklerinde, bir araya gelip güzel bir keman olmaktan duydukları gurur ve mutlulukla uykuya daldılar…